RSS

Ürdün’de gizli bir hazine var

25 Tem

Şuayb Arnavut Hoca, seksen yaşında, orta boylu, hafif topluca, beyaz tenli biri… Yüzüne bakınca Ürdün’de yaşmasına rağmen Arap olmadığı belli olan dünyaca ünlü bir hadis tahkikçisi. Aslen Arnavut.

Şuayb Arnavut Hoca ilim dolu bir insandır. İlk hocası, Şeyh Nâsiruddîn Elbânî‘nin babası Nuh Necâtî… Nuh Necâtî ise İstanbul’da Osmanlı medreselerinde okumuş “koyu mutaassıp” bir Hanefî… O kadar ki, namazda ellerini kaldıran Şafii bir imamın arkasında namaz kıldığında namazını iade ediyor. “Üç sene ben de onunla birlikte namazları iade ettim, ama sonra ilim öğrenince bıraktım” diyor Şuayb Arnavut Hoca. Arnavutlar genelde, yapı itibariyle sert, selefiliğe müsait insanlar. Babası Hanefî ama onda da o sert yapı fark ediliyor. Mesela, babasına oğlu Nâsıruddin Elbânîhakkındaki kanaati sorulunca, Şuayb el-Arnavut’un ifadesiyle babası aynen şöyle demiş: “Ben ona beddua etmiyorum. Ama onu hatalı görüyorum. Yaptığı doğru da olabilir, yine de imam olursa arkasında namaz kılmam!”

Elbânî hakkındaki kendi kanaatini sorduğumuzda; Elbânî’nin ciddi anlamda fıkıh tahsil etmediğini, meşguliyet ve ihtisasının hadis olduğunu, yayımlanan fetvalarında da birçok yanlışlar olduğunu anlatır.

“Hadisler hakkındaki değerlendirmelerine itimat edebilir miyiz?” diye sorunca,“Değerlendirmeleri imamlarınki ile uyuşuyorsa evet, değilse senin araştırıp kendi vardığın neticeye bakman lazım, çünkü hataları az değil” diyor.

İkinci hocası ise Vehbi Süleymân Ğavcî el-Elbânî’nin babası Süleyman Hoca… Onunla Nâsiruddin Elbânî’nin babası arkadaş. O da İstanbul medreselerinde okumuş… Hanefî… Zaten, oğlu, Şuayb Hocanın da arkadaşı Vehbi Süleyman Ğavcî de, şu an hayatta, Hanefi mezhebine bağlı bir âlimdir.

Hadis kitap tahkikleri kimin elinden çıkıyor…

Geniş sayılacak bir kütüphane-ofisi var Şuayb Hocanın… Genç araştırmacılar orada çalışıyorlar. Kitap tahkiklerini hocayla beraber burada yapıyorlar.Bir çok aşamadan geçerek elimize geçen, okuduğumuz Hadis kaynak kitaplarının tahkikleri, onun ve yetiştirdiği öğrencilerin elinden çıkıyor.

 Şuayb hoca dışarıdan bakınca sert mizaçlı,keskin ve hocası gibi başka mezhep imamların arkasında namaz kılmayacak kadar olmasa da biraz Haneficidir. Fakat kendisini tanıdıkça bunun nedeninin içinde yetiştiği Arap toplumunun bir kalıntısı olduğu anlaşılır.

Kendisini nasıl tanıdık…

Ürdün-Amman’a ilim tahsil etmek için gittiğimde evim ve okulum arasında her gün yürüdüğümüz yarım saatlik bir yol vardı. O yol üzerinde geniş bahçeli, kalın duvarlı evler dikkatimi çeker, her geçtiğimde içlerinde kimler yaşıyor diye merak ederdim. Hadis alanında tez hazırlığı için Ürdün’e gelen bir ablamız, Şuayb el-Arnavut hocanın Ürdün’de oturduğunu fakat adresini bilmediğini belirtti. Onun Hocadan bahsetmesiyle bende Şuayb Arnavut Hocayı tanıma merakı oluştu. O ana kadar ismini niye hiç duymamışım diye çok hayıflandım. Adresini araştırmaya başladık, İlahiyat bölümündeki öğrenciler de dahil bir çok hocaya sorduk, lakin durum o kadar vahimdi ki daha ismini söyler söylemez ‘O kim ki?’ diyorlardı. Şaşkınlığımızı gizleyemiyor, diplerinde olan koskoca âlimi nasıl tanımazlar diye kendi kendimize soruyorduk. Oysa biz de onlardan farklı değildik. Bir ay sonra, Şuayb Hocanın evimizin iki sokak altındaki o güzel evlerden birinde, gelini ve iki torunuyla birlikte yaşadığını öğrendik. Ziyaretine gittik, misafiri olduk. Zamanla hoca öğrenci ilişkisinden çok, aramızda baba evlat ilişkisi gelişti. Hocayı çok seviyor, onun dersine can atarak gidiyorduk. Ailelerimizden uzakta olduğumuzdan bize baba gibi sahip çıkar, sofrasını paylaşır, çayını bizimle içerdi Şuayb Hoca. Eşi rahatsızdı Hocanın. Evde mutfak işini kendi yapar,yemeklerini kendi hazırlardı. Düzenli, tertemiz bir evi vardı. Seksen yaşında bir âlim için gördüğüm bu manzara çok şaşırtıcıydı.

Hocayı her hafta iki kez ziyaret edip birlikte hadis dersleri yapmaya başladık. Kendisinden Hadis tahkiki hakkında derin bilgiler alır, aynı zamanda Arap ve Arnavut kültürü ile Türk kültürünü karşılaştırıp değerlendirirdik. Çok derin bir hadis bilgisi vardı Şuayb Arnavut Hocanın.

Bir Arnavut’un mutfağında misafir olmak…

Mutfağında on iki çeşit, kendi eliyle kurduğu zeytinler çok dikkatimi çekmişti. Yaşına rağmen her işiyle kendi meşgul oluyordu. Utanarak ifade edeyim ki, daha önce hiç denemediğim ev yapımı Arnavut böreği ve Şam usulü içli köfte yapmayı kendisi öğretti bana. Birlikte yaptığımız her dersin sonunda bizi yolcu etmek için kapıya kadar gelir, mutfağından bir poşet dolusu meyveyi verir, ‘her akşam yiyip öyle yatın, yoksa hastalanırsınız’ derdi. Yine bir derste ‘yüzün sapsarı kesilmiş senin, sana bir ilaç yapalım’ diyerek bir hafta hurma pekmezi içirmişti bana. Şuayb Hocanın göstermiş olduğu misafirperverliği ve iyiliği hayatım boyunca unutamam. İlminin derinliği kendisine zerre kadar gurur ve kibir vermemişti. İlminin güzelliği, bilgisinden ziyade onda mütevazilik ve misafirperverlik olarak yansıyordu. Hafızasında binlerce hadis ve şiir vardı. Her derste bir bölüm okur, onu şerh ederdi. Kendisinin ilkokul medresesindeyken ezberlemiş olduğu, İbn Malik’in bin beyitlik Arap gramerine dair şiirlerden oluşan kitabı bugün hala hatırındaydı. Bir çok talebeye burs ve harçlık verir, okul giderlerini, ihtiyaçlarını görürdü. Umre’ye, Hacc’a talebe gönderir ve karşılığında hiçbir şey talep etmez, sadece okumaya yönlendirirdi.

Şuayb hoca Türkleri çok sever, Osmanlı’ya çok değer verirdi. Her çeşit ilme çok saygısı vardı. Arapçılık yapmaz, taassupçuluğu sevmezdi. Kütüphanesi onun için her şeydi. Kitaplarla her daim haşır neşir olur, onları hediye etmeyi çok severdi. Türkiye’ye dönerken bana Kurtubi’nin Tefsirinden Zad’ul-Meâd’e kadar bir sürü kitap vermiş, kendisine nasıl teşekkür edeceğimi sorduğumda onları okuyarak teşekkür edebileceğimi söylemişti.

Ülkemizde başörtüsü problemi var dediğimiz de bize; ‘ne olursa olsun okuyun, burada veya başka yerde kendinizi yetiştirin’ derdi. Türkiye’ye döneceğimizi duyduğunda üzülmüştü. Israrla kalmamızı, orda yüksek tahsil yapmamızı istemişti. Şuayb Arnavut  Hoca bu nesil gençlik için örnek alınması gereken bir şahsiyettir. Fazileti, cömertliği ve saygınlığı küçük büyük herkese örnektir.

İbni Mesud’a sormuşlar ilim nedir diye; ‘İlim çok hadis nakletmek, çok malumat sahibi olmak değil, ilim haşyet sahibi olmaktır.’ demiş. Bugünün âlim tarifi, Şuayb Arnavut Hoca üzerinden bir kez daha yenilenmelidir. O çocukluğunda hayalini kurduğu ilim dolu bir kütüphaneye sahip olmuş, tüm İslam âlemini ilmiyle zenginleştirmiştir. Bu yüzden büyük insanların hayali küçüklerin keşkeleri olmuştur. Allah Şuayb Hocamız ve onun gibi ilim yolunda ömrünü kurban edenlerden Razı olsun.

Eğer yolunuz Ürdün’e düşerse Şuayb hocanın duasını almadan dönmeyin derim.

Hatice İslamoğlu Erdem iyi ki onu tanıdı

http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=6969

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Temmuz 2011 in MÜCAHİDLER

 

Etiketler: , , , ,

Evet görüşünüzü alabilir miyim?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: